Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetiminin 3 yıllık karnesi netleşti. Enflasyon, rezerv ve risk priminde tarihi toparlanma sağlanırken; büyüme hızı, sanayi üretimi ve finansman maliyetleri programın en kritik test alanları oldu.
Haziran 2023’te Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini üstlenen Mehmet Şimşek, makroekonomik dengesizliklerin yanı sıra ağır mali yüklerin gölgesinde kapsayıcı bir dezenflasyon programını devreye aldı. 6 Şubat depremlerinin getirdiği 100 milyar doları aşan yeniden inşa maliyeti, EYT düzenlemesinin bütçe üzerindeki kalıcı yükü, eksi 60 milyar dolara gerileyen net rezervler ve zirve yapan enflasyon, ekonomi yönetiminin öncelikli hareket alanını belirledi.
Rasyonel ve öngörülebilir politikalara dönüşü simgeleyen üç yıllık süreçte; finansal istikrar ve dış dengede yapısal iyileşmeler kaydedilirken, reel sektör ve üretim kanadında sıkı finansal koşulların getirdiği maliyetler öne çıktı.
Finansal Göstergelerde Radikal İyileşme: Rezerv, CDS ve Enflasyon
Uygulanan koordineli para ve maliye politikaları, Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki risk algısını hızla değiştirdi. Görev değişiminin yaşandığı dönemde yüzde 64,8 seviyesinde bulunan yıllık tüketici enflasyonu, kademeli dezenflasyon süreciyle yüzde 31,8’e geriledi.
Finansal mimaride sağlanan temel kazanımlar şu göstergelerle öne çıktı:
-
Tarihi Rezerv Birikimi: Merkez Bankası’nın brüt rezervleri 164 milyar doların üzerine tırmanırken, finansal sistem üzerinde koşullu yükümlülük oluşturan Kur Korumalı Mevduat (KKM) stoku büyük ölçüde tasfiye edildi.
-
CDS Priminde Sert Düşüş: Türkiye’nin 5 yıllık risk primi (CDS), 700 baz puan sınırından 230 baz puan bandına gerileyerek hem kamu hem de özel sektörün dış borçlanma maliyetlerini belirgin şekilde düşürdü.
-
Cari Açıkta Sürdürülebilir Denge: İç talepteki dengelenme ve turizm gelirlerinin katkısıyla cari açığın milli gelire oranı yüzde 5 seviyesinden yüzde 2,4’e çekildi.
-
Mali Disiplinin Korunması: Deprem ve EYT kaynaklı devasa harcama kalemlerine rağmen bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 5,1’den yüzde 2,9’a gerileyerek bütçe disiplini yeniden tesis edildi.
Reel Sektörün Sınavı: Sanayi Payındaki Gerileme ve Büyüme Baskısı
Makro finansal dengelerdeki toparlanmaya karşın, yüksek faiz ortamı ve daraltıcı politikaların etkileri reel ekonomi üzerinde hissedilmeye devam ediyor. İç talebin kontrollü biçimde soğutulması neticesinde ekonomik büyüme hızı yüzde 5’ten yüzde 3,6’ya geriledi.
İş dünyası ve reel sektör temsilcilerinin en kritik eleştirisi ise üretim tarafındaki kan kaybına odaklanıyor. 2023 yılında yüzde 22,8 olan sanayinin GSYH içindeki payı yüzde 17,9’a geriledi. Yüksek sermaye maliyeti, krediye erişim sınırları ve zayıflayan küresel talep, "üretim kapasitesi korunmadan kalıcı dezenflasyon sağlanamaz" tartışmasını gündemde tutuyor.
İşgücü piyasasında işsizlik oranının yüzde 9,4’ten yüzde 8,2’ye gerilemesi istihdam piyasasının direncini gösterse de, işgücüne katılım oranının yüzde 52,7’ye düşmesi toparlanmanın sınırlı kaldığına işaret ediyor.
Uluslararası Piyasaların Algısı ve Önümüzdeki Dönemin Ana Sınavı
Uluslararası finans kuruluşları, Şimşek dönemini genel olarak risklerin kararlılıkla yönetildiği bir kesit olarak değerlendiriyor. Citi, JP Morgan, Bank of America ve Goldman Sachs gibi küresel yatırım bankaları Türkiye'ye yönelik pozisyonlarını olumlu yönde revize ederken, Şimşek’in uluslararası piyasalardaki kişisel kredibilitesi dış finansman kanallarının açık tutulmasında kritik rol oynadı.
Üç yıllık uygulamanın ardından ortaya çıkan genel bilanço iki temel dinamiğe işaret ediyor: Sistemik bir kriz riski bertaraf edilerek makroekonomik istikrar zemini kuruldu. Ancak önümüzdeki dönemin nihai başarısı; sağlanan bu finansal istikrarın sanayi üretimini, yatırımları ve toplumun satın alma gücünü kalıcı olarak destekleyecek bir refah artışına dönüştürülmesiyle ölçülecek.




